Hepimiz yaz tatiline gidiyoruz

Güm! Boeing 747’nin merdivenlerinden inerken kuru Akdeniz sıcağı kendisini karnımın tam ortasını yumruklarcasına tanıttı. O kadar sıcak bir havayla hiç karşılaşmamıştım ama o zaman sadece sekiz yaşındaydım ve Londra’nın donuk ve gri gökyüzünden daha ötesini hiç görmemiştim. Tooting’in ötesinde bir dünya olduğundan ve bu dünyanın neler getireceğinden bihaberdim.
1974 yılıydı, Kıbrıs Lefkoşa Havaalanıydık ve yaşanacaklar ömrüm boyunca beynimden hiç silinmeyecekti. 
Alıntı:  Yeşil Hat- Savaşın Ortasında Tatil – Kıbrıs 1974

Samson görev başında

Cebinden bir kibrit çıkarırken “Şimdi izleyin.” diye mırıldandı. Ben dehşete düşmüş bir şekilde “Canlı canlı yakmayacaksın değil mi?” diye sordum. Ozi gayet sakin bir şekilde “Yakacağım.” diye yanıtladı. Kibriti çaktı ve kapalı kutu alev aldı. “Son birkaç gündür kendimi böyle eğlendiriyorum.” dedi.
Alıntı: Yeşil Hat- Savaşın Ortasında Tatil – Kıbrıs 1974

Ölmek nasıl bir şey?

Yarım saat kadar sonra şimdiki adı Serdarlı olan Çatoz köyüne vardık. Birden annemin gülümsemesi yarım kaldı. Köydeki evler alevler içerisindeydi. 

Hasan yanan evlerin yanından geçerken “Çocuklar ellerinizle kulaklarınızı kapayın, çabuk!” diye bağırdı. Çok korkmuştum ama Hasan’ın uyarısını dinlemedim, evlerden birinin yanından geçerken içeriden gelen çığlık seslerini duydum. 

Annem çaresizce “Burada ne oldu?” diye ağlayarak Hasan’a baktı. Hasan nereden bilecekti ki? Bilmiyorum manasında omuzlarını kaldırmaktan başka verecek cevabı yoktu. Annem “Bu yolun güvenli olacağını söylemiştin. Neler oluyor?” diye sordu. Hasan “Gerçekten bilmiyorum.” dedi. Pek olası olmasa da “Belki de Türklerin yakaladığı Rumlardır.” dedi. Söylediklerine inanmak istiyordu aksi halde çok tehlikeli bir bölgede demektik. 

Alıntı: Yeşil Hat- Savaşın Ortasında Tatil – Kıbrıs 1974

Güney Londra’da çocukluk

Evimiz çift kişilikli çocuklarla doluydu: anne babamız etraftayken sessiz, söz dinleyen ve saygılı birer Türk çocuğuyduk ama evde bir başımıza kaldığımızda azılı birer Londralı sokak çocuğuna dönerdik. 

Zamanımızın çoğunu sokakta geçirirdik, ip atlar ya da Elim Sende, Zili Çalıp Kaçma, Misket, Taş Devirmece ve Beş Taş oynardık. 70’lerde Balham’daki Kenilford Sokağında yaşarken sokakların vahşi çocukları bizlerdik, sekiz kişi olduğumuzu hatırlatayım.
Alıntı: 
Yeşil Hat- Savaşın Ortasında Tatil – Kıbrıs 1974

Tarihe tanıklık

Bu kelimeleri yazarken başımıza gelenlerin üzerinden tam otuz yedi yıl geçti. Gözlerimin önünde yaşananlar esnasında günlük tutmadığım için tam tarihlerden bahsedemiyorum. Tarihleri belirlemek için araştırma yaptım ama ne tarihlerin ne de siyasetin öneminin olmadığına karar verdim.
Alıntı: Yeşil Hat- Savaşın Ortasında Tatil – Kıbrıs 1974

Yeşil Hat için neler söylendi

Ben Kıbrıslı bir Rum’um.
Soner ise Kıbrıslı bir Türk.
Koleje beraber gittiğimizden beri benim arkadaşım ama bu kitap beni hazırlıksız yakaladı. Çünkü sizinle paylaştığı hatıralarını benimle hiç paylaşmamıştı.

Bu çok dürüst bir kitap, ne abartılı ne de kendini beğenmiş, hem Kıbrıs Rumlarının hem de Türklerinin mutlaka okuması gereken bir kitap.

Ağlayacaksınız…. Hem de kahkahalarla…..
Bazı bölümlerse sizi çok şaşırtacak…

Çizdiği bazı görüntülere ada insanı olarak bizler aşinayız……bazılarına ise çok şükür değiliz…..

Maria (Georgiou) Christophi

Yeşil Hat – Kıbrıs’ı ziyaret eden herkes için okunması gerekir

Bu kitaptan gerçekten keyif aldım, hem hareketli hem de esprili buldum. Beni güldürdü ve gözyaşlarına da getirdi.

Yine de, Kıbrıs’ı sık ziyaret eden biri olarak okumak benim için bir zorunluluktu. Kısa ve öz, okumaya başladıktan sonra bırakamadım.

Yazar, Kıbrıs’ta olanlarla ilgili deneyimlerini anlatıyor; ona ve ailesine ne oldu, çocukken İngiltere’den tatildeyken, 1974 yazında geniş aileyi ziyaret etti.

J. Foggy

Kitap kapağı

 

Şimdi Ön İzleme Yapın

Hepimiz yaz tatiline gidiyoruz

Aman! Boeing 747’nin merdivenlerinden inerken kuru Akdeniz sıcağı kendisini adeta beni tokatlarcasına tanıttı. O kadar sıcak bir havayla hiç karşılaşmamıştım ama o zaman sadece sekiz yaşındaydım ve Londra’nın donuk ve gri gökyüzünden daha değişik bir gökyüzü hiç görmemiştim. Tooting’in ötesinde bir dünya olduğundan ve bu dünyanın neler getireceğinden bihaberdim.

1974 yılıydı, Kıbrıs Lefkoşa Havaalanıydık ve yaşanacaklar ömrüm boyunca beynimden hiç silinmeyecekti.

* * * * *

Adım Soner Kioufi, ya da Türkçe’de Küfi. Kıbrıslı Türklerdenim. Babam Hassan Küfi, birçok hemşerisi gibi İkinci Dünya Savaşında İngiliz ordusu için savaşan bir Kıbrıslı Türk’tü. Almanlar tarafından yakalandıktan sonra savaşın son beş yılını bir savaş esiri olarak geçirdi. 

Kritou Tera adlı küçük bir köyde dünyaya gelmiş, kendinden büyük iki kız kardeşi var. Oldukça sıkı kuralları olan Müslüman bir aileye mensupmuş, çocukken keman çalmayı çok istemiş ancak annesi keman dersleri almasına izin vermemiş çünkü kemanın yayı tellerin üzerine yerleştirildiğinde Hıristiyanlığın sembolü olan haç işaretini andırıyormuş. 

Babam bunun üzerine oldukça katı bir insan olmuş, korkudan titrememiz için sesini yükseltmesi yeterliydi ama canımızı asla yakmadı. 

Düzgün ve iri bir vücuda sahipti, boyu 1.75 civarındaydı, gözleri kahverengiydi ve kısa kır saçlarını hep arkaya doğru tarardı. Ben dünyaya geldiğimde babam 54 yaşındaydı, her zaman gömlek giyer, kravat takardı, pantolonları ütülü, ayakkabıları hep cilalıydı. Asla kot pantolon giymemize izin vermedi, modern müzikten nefret ederdi ve Beatles’ı İngiltere’den nefret etmekle suçlardı.

Türkçe “Bu danga-dungu-danga-dungu, ye-ye-ye-ye-ye de ne?” derdi. “Kapatın şu saçmalığı!” diye bağırır sonra da eski bir Türkçe türkü çalar ve “Dinleyin, işte müzik ve şarkı söylemek diye buna denir – bağırıp sağa sola vurmak da neymiş.” diye eklerdi.

Babam 60 ve 70’lerde moda olan erkeklerin saçlarına uzatmasına da ifrit olurdu. Bu yüzden evindeki her erkeğin saçı kısa, çok kısaydı ve kısa olduğundan emin olmak için saçımızı babam kendisi keserdi. Biz küçükken makas kullanırdı ama sonra Bressant marka elle çalışan bir saç kesme makinesi aldı. Aşırı kullanımdan dolayı makinenin bıçakları körleşince doğru berberin yolunu tutardık, her ay olduğu gibi berbere ‘arkalar ve yanlar kısa olsun’ derdik. 

Üç hafta sonra yavaşça uzayan saçlarımıza bakar, çenesini ovalar ve “Galiba berberi yakında yine ziyaret edeceğiz.” derdi. Ertesi hafta Balham’daki berber arkadaşı Kıbrıs Rumlarından Theo’ya giderdik, Theo’nun dükkanının önünde geleneksel şeritli direk vardı.

Theo sırasıyla iki küçük kardeşimi, beni ve en son da babamı traş etmeyi tamamlayana kadar en az bir saat geçerdi. Bu süre zarfında babam ve Theo Rumca konuşurlardı, konuşmaları babamın konuşmayı en çok sevdiği iki konu üzerine olurdu: politika ve tarih.

Babam Londra’daki Türk ve Rumlar arasında tanınırdı, kimse ona saygıda kusur etmezdi, sohbetini sevmeyen yoktu. Gülmeyi ve güldürmeyi severdi, nereye gidersek gidelim eninde sonunda içinde bulunduğumuz oda şen şakrak olurdu.

Bana babamın gülmekten tamamlayamadığı hikayeler anlattığını hatırlıyorum. Gülmekten gözlerinden yaşlar gelirdi ve ben de ona katılırdım, katılmamak imkansızdı, kahkahası bulaşıcıydı. Hikayeyi bitirmemiş olması umurunda değildi. 

Evet babam sert ve inatçıydı ama çoğu zaman yumuşak yanını gösterirdi. 

* * * * *

Türkler Kıbrıs’ta soyadlarını kullanmıyorlardı, onun yerine doğduklarında kendilerine verilen bir ismi arkasından da babalarının ismini kullanırlardı. Babama verilen isim Hassan’dı ve babasının ilk adı ise Küfi idi o yüzden babama  Hassan Küfi derlerdi.

Türkçe ve Rumcanın yanı sıra babam akıcı Almanca konuşurdu ve İngilizceye de kendini alıştırmıştı. Okula gittiği birkaç yıl içinde Arapça harfleri kullanan Osmanlıca Türkçesiyle yazmayı da öğrenmişti ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1928 yılında kullanılmaya başlanan Latin alfabesini anlayamıyordu. Düşünsenize eğitimli Türkler bile bir gecede okur yazar olmaktan çıkmıştı. 

Kıbrıs’ın İngiliz kolonisi olduğu dönemde İngiliz memurlar babama adını sormuş ve sonrasında yazıya dökmüş. Kioufi soyadı da buradan geliyor, aslında Türkçe Küfi soyadını İngilizce olarak gayet iyi yazmışlar.

1950’lerin sonuna doğru eşiyle oğlunu stresli ve sorunlu adada, Kıbrıs’ta bırakarak İngiltere’ye göç etmiş. Londra’ya yerleşir yerleşmez ailesinin kendisine katılması için onlara bilet göndermiş. Ne yazık ki eşi İngiltere’deki yeni ortama uyum sağlayamamış ve oğlu Üner’i de alarak Kıbrıs’a geri dönmüş.

Sonraki yıllarda Hassan, annemle tanışmış, annemin içinde şiddet ve beş çocuğun olduğu bir ilişkiden çıktığı zamanlarmıi. 1965 yılında ben dünyaya geldim. Babam geleneğe uyarak bana babasının adını vermek istemiş ama o zaman adım tuhaf bir isim, Kioufi Kioufi (ya da Küfi Küfi) olacakmış. Hal böyle olunca annem bana Soner adını vermiş ama evde herkes beni Küfi olarak bilir.

Annem babamdan daha gençti, tam olarak 28 yaş daha gençti. Tanıştıklarında annem 24, babamsa 52 yaşındaymış. 

Annem oldukça kısa, biraz kilolu ve açık tenli bir kadındı, gözleri mavi saçları ise kahverengiydi. Sert bir mizaca sahipti, birisi onu üzdüğünde aklına geleni söylemekten çekinmezdi ama karşısındakini tanıyana dek hassas ve utangaç yanını da gizleyemezdi. 

Takı takmayı ve makyaj yapmayı çok severdi, modayı da yakından takip ederdi: 50’lerde saçlarını arı kovanı modelinde yapar, kuşaklı ve etekleri dalgalı elbisesini giyerdi, 60’lara gelince ise Mary Quant mini eteği ve bouffant saç stili ile göz kamaştırırdı. Annem Türkçe kitaplarına bayılırdı ve boş kaldıkça romantik romanlar okurdu. 60 ve 70’lerin yeni müziklerini de severek dinlerdi. 

Geleneksel Kıbrıs köy yaşamında büyüyen annem kendinden küçük üç erkek kardeşine bakmış, yemek pişirmiş, temizlik yapmış, kısacası kendine emredilen her işi yerine getirmiş, boş zamanı hiç olmamış. Kendinden büyük iki ablası ve dört küçük erkek kardeşi ile adanın şimdi Türk kesiminde bulunan Lefkoniko bölgesinde küçük bir evde yaşayan yedi çocuklu bir aileden geliyor. 

Annem on beş yaşındayken anne ve babasının ayarladığı bir evliliği gerçekleştirmek için İngiltere’ye gönderilmiş.

* * * * *

Uçağın merdivenlerinden inip de kavurucu Lefkoşa toprağına ayak bastığımda ayakkabılarımın tabanının eriyeceğinden endişe etmek daha önce hiç yaşamadığım tuhaf bir histi. Londra’daki evimde daha ılık bir havaya alışkındım ve böylesi bir sıcağa kendimi hiç hazırlamamıştım.

Deli gibi arzuladığım bu ilk tatilimde harika vakit geçirecektim. İlk tatilime çıkıyor olma fikri bile beni mutluluktan uçuruyordu. Seyahat fikri beni o kadar çok heyecanlandırıyordu ki haftalarca 60’ların popüler Cliff Richard’ın Summer Holiday (Yaz Tatili) adlı şarkısını çalıştım, hatta uçaktaki tüm yolcularla birlikte şarkıyı söylediğimi bile hayal ettim. 

Güneşin parladığı yere gidiyoruz.
Denizin masmavi olduğu yere gidiyoruz.
Hep filmlerde görürdük,
Doğru muymuş bakalım kendimiz görelim.

Tabii ki uçak yolculuğum şarkı söyleyerek geçmedi, hem zaten ben utangaç bir çocuktum hem de bir uçak dolusu sıkıntıdan patlayan insanın karşısında yüksek sesle şarkı söylemeye cesaretim yoktu. Ama şarkıyı içimden söyleyerek Kıbrıs’a kadar yüzümde bir tebessümle gittim.

Soner Küfi

Yazar

Soner Küfi

1965 yılında East Ham, Londra’da doğumlu.

Sahip olduğu işletmeler:
Kibkom Kibtel – Kuzey Kıbrıs Ticaret Rehberi
www.kibtel.com
Kibkom Forum – Kuzey Kıbrıs İngilizce Forumu
www.kibkomforum.com
Kibkkom KibApp – Cep telefon App
www.kibapp.com

eKitap

Kobo: Yeşil Hat e-kitap

iTunes iBook: Yeşil Hat e-kitap